Ömer Çelik: Mezhepçi Kışkırtmaları Görüyoruz!

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik, Suriye’de yaşanan çatışmalarla ilgili açıklamalarda bulundu.

GÜNCEL - 09-03-2025 21:23

Ömer Çelik, 61 yıldır süren Kanlı Baas rejiminin sona ermesinden sonra birkaç ayda çözülmesinin tabi ki mümkün olmadığına dikkat çekerek, "Ama hukuka bağlılık temelinde tüm Suriye halkını kucaklayacak temelde bir tablonun ortaya çıkması son derece önemlidir. Burada kritik noktalardan bir tanesi başından beri Cumhurbaşkanımızın vurguladığı üzere kapsayıcı bir yönetimin ortaya çıkmasıdır. Kapsayıcı yönetimden kastımız da Suriye halkının tamamının temsil edildiği bir yönetimdir. Suriye halkı özgür bir hayat istiyor, normal bir hayat istiyor, medeni bir hayat istiyor ve burada uluslararası toplumun, Suriye yönetiminin, Suriye halkının yanında olması gerekir. Suriye'de uydu devlet isteyenlerin ya da Suriye'de bir takım vekil güçler vasıtasıyla orayı istikrarsızlaştırmak isteyenlerin esasında çökmüş bir devlet yapısının ortaya çıkmasını arzu ettiğini biliyoruz. Bunun için de maalesef mezhep provokasyonları ve etnik provokasyonların bir takım odaklar tarafından, bir takım vekil güçler vasıtasıyla kullanılmaya çalışıldığını görmekteyiz. Dolayısıyla bizim burada 'Suriye Suriyelilerindir' derken Arap, Kürt, Türkmen, Alevi, Sünni, Dürzi, Şii, Nusayri, bütün hepsini kapsayacak şekilde, azınlıkların da asla dışlanmadığı, onların da haklarının korunduğu bir temelde, tüm grupların güven içerisinde olduğu bir yapının ortaya çıkması gerektiğini söylüyoruz. Cumhurbaşkanımız diplomasi trafiği söz konusu olduğunda Suriye ile ilgili olarak ya da Suriye konusu gündeme geldiğinde bütün bu konudaki hassasiyetlerini, tüm grupların haklarının korunması gerektiğini, hangi dine ait olursa olsun dini mekanların korunması gerektiğini, azınlıklara dönük herhangi bir haksızlık yapılmaması gerektiğini ve kadın hakları konusunda, kadınların temsiliyeti konusundaki hassasiyetlerini sürekli olarak vurgulamıştır” diye konuştu.
Suriye'de mezhep provakasyonu var

'Bu son olaylar temelinde birtakım provokasyonlar ortaya çıktı ve birtakım sivil kayıplar maalesef yaşandı. Bunun bizim ülkemizin içerisine dönük olarak da bir mezhepçi kışkırtma olarak yansıtılmaya çalışıldığını görüyoruz. Lazkiye ve Tartus merkezli olayları ilk duyduğumuzda arkadaşlarımızla toplantı halindeydik ve yaklaşık 30 saniye içerisinde, Suriye yönetimine karşı, Suriye hükümetine karşı bu terörist saldırıyı gerçekleştiren grubun adını duyduğumuzda, başındaki kişiyi öğrendiğimizde, bunun arkasındaki odağın ne olabileceğini, nasıl bir ilişki ağının içerisinden bu terörist eylemi gerçekleştirebileceğini hemen tespit ettik. Dolayısıyla, Türkiye Cumhuriyeti kurumları sahadaki her gelişmeye hakimdir. Kimin kim olduğunu yakından bilmektedir. Bu Lazkiye-Tartus merkezli olarak ortaya çıkan bu saldırı dalgası esasında Esad rejiminin kalıntısı olan, Esad rejiminin artığı olan ve Esad rejimini diriltmek üzere birileri tarafından kullanılan birtakım güçlerdir. Lazkiye'deki terörist saldırıların arkasındakileri biliyoruz. Suriye'de mezhep provokasyonu var. Şimdi burada esas olan, bazı açıklamalarda ve sosyal medyada kullanılan dilin son derece özenli olmasıdır. Örneğin bu terörist saldırıyı gerçekleştirenler olarak bir dil kullanılırken 'Bu bir Nusayri isyanıdır' gibisinden bir dilin kullanılması son derece yanlıştır. Biz burada Arap, Türk, Kürt, Alevi, Sünni, Şii, Nusayri, Dürzi bütün grupların hiçbir şekilde terörle yan yana alınmaması gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü doğru dil aynı zamanda doğru yaklaşımın tezahürüdür. Esad rejimi katliamları hiçbir şekilde Nusayrilere mal edilemez. Sivil insanlar suçlanamaz. DEAŞ'ın katliamları aynı şekilde Sünnilerle ve Araplara mal edilemez. Sivil insanlar suçlanamaz. YPG terör örgütünün katliamları Kürtlere mal edilemez. Hiçbir şekilde sivil insanlar, bu terör eylemlerine karışmamış insanlar bu çerçevede bir suçlamayla karşı karşıya kalamaz. Örneğin 'Nusayri terörist, Sünni terörist' ifadesi yanlıştır. 'Türkmen, Arap, Kürt terörist' ifadesi yanlıştır. Terörist, teröristtir. Bunun mezhebi, meşrebi, herhangi bir şekilde dini etiketi olmaz. Yıllardır batıya anlatmaya çalışıyoruz. Cumhurbaşkanımızın bütün yurt dışı temaslarında, liderlerle yaptığı görüşmelerde en çok vurguladığı konulardan bir tanesi 'İslami terör' ya da 'İslamcı terör' ifadelerinin ne kadar yanlış olduğu ve kullanılmaması gerektiğidir. Cumhurbaşkanımız Batılı liderlere özellikle şunu söylemektedir; örneğin, Yeni Zelanda'da saldırı gerçekleştiğinde bir Hristiyan kökenli birisi bu saldırıyı yaptığında 'Hristiyan terörü' demiyoruz."

Günün Diğer Haberleri